adem, tanrının kendine bahşettiği cennet bahçesinde bir daha hiçbir insanoğluna nasip olmayacak bir hayat yaşamaktadır. krallar gibi yaşamaktadır. sezar gibi yaşamaktadır. bir gün der ki tanrıya ”tanrım, sıkıldım. bana bir arkadaş gönder” tamam, der tanrı uyu yavrum sen. ve adem’in kaburgasından -hikaye bu ya- havva’yı doğurur.

ah adem ah…. her şey ayağının altında, niye bela alıyorsun başına! bütün olaylar böyle başlar. Neyse…

adem’le havva cennette süper bir hayat yaşamaktadırlar, tanrı bir gün bunları çeker yanına der ki ”adem, havva… bakın, bütün nimetler sizin. her şeyi size veriyorum ama şu ağacın meyvesinden yemeyeceksiniz” der. yerseniz kötü olur. ikisi de tamam derler.

havva bir gün tek başına cennette keyif çatarken (adem tehlikenin farkında değildir rivayete göre) gider ağacın yanına. der ki ”aman aman nereye geldik böyle ehehe” şeytan sokulur hemen ”yesene bi tane” havva da der ki ”yoookk” şeytan sorar ”niye?” ”tanrı babamız yasak etti” şeytan: ”olur mu öyle şey, onu yersen tanrının bilgisine/becerisine ulaşırsın, al hadi bi ısırık, al al” der. sonra havva bi ısırık alır. dayanamaz adem’i çağırır. tabii kadın akıllı. adem’i de ortak eder işe. sonra bir anda fark ederler ki çırılçıplaklar. aman allahım! utanıp çalıların aralarına saklanırlar. mahrem yerlerini -bir rivayete göre- incir yapraklarıyla kapatmaya çalışırlar. bu sırada tanrı bu iki şaşkını görüp ”napıyosunuz siz orda” der. utandık derler ve tanrı sorar ”niye utandınız?” ”çünkü çıplaktık” derler.

tanrı işte o enteresan soruyu sorar: ”çıplak olduğunuzu size kim söyledi?” (bu soruyu lütfen düşünün)

siz benim nimetlerimi haketmiyorsunuz diyerek haliyle cennetten kovulurlar.

ve biz zavallı insancıklar; anne ve babamızın ilk günahının/ilk şeytana uyuşunun ceremesini çekiyoruz. ve çektiğimiz bütün bu sıkıntılar da bilgiye yönelik hasretimizden ve durdurulamazlığımızdan(!)

Reklamlar