farkındalık kavramı yaşamın pek çok alanında hayati önem taşır esasında.
öncelikle insanın kendi gerçeklerinin farkında olması gerekliliğinden bahsetmek istiyorum. insan önce kendi değerinin, yapabileceklerinin ve sahip olduklarının ne kadar değerli olduğunun farkında olmalıdır. daha sonra ise yaşadığı çevrenin, ait olduğu ailenin ve yaşadığı ülkenin gerçeklerinin farkında olmalıdır.
kendi gerçeklerini net bir şekilde görmeli, kendi gerçeklerinin farkında olmalıdır ki boş hayaller peşinde koşarken aslında sahip olduğu en değerli özelliğini yani insanlığını kaybetmemelidir.

neden, nasıl ve niçin sorularının ayrımına varmalıdır. kendisine empoze edilen dayatma öğretilerin ne kadar doğru olduğunu sorgulamalıdır.
düşünmelidir insan, sorgulamalıdır, araştırmalıdır, sorular sormalı ve cevapları bulmak için her kaynağı incelemelidir.
nedir yaşamak? önce bunu sorgulamalıdır. yaşamak; yemek, içmek, nefes alıp vermek, uyumak ya da cinsellik ten mi ibarettir sadece? bütün bu saydıklarımız canlı olan tüm varlıklar içinde geçerli değil midir? o halde bizi diğer canlı varlıklardan ayıran nedir?
insan doğmuş olmak, insan olmak için yeterli midir?

ne yazık ki insan doğmuş olmak bizleri insan yapmıyor ve bana göre insan doğmuş olan her varlık ne yazık ki insan değil… insan olmaktan çok uzak insansılarla dolu çevremiz…. yazık…
insan olmak nedir? insan olmak bana göre farkındalık ile başlar. yani insan olduğunun ve bunun ne anlama geldiğinin farkında olmakla başlar. tanrı’nın onu nasıl bir varlık olarak yarattığını idrak etmekle başlar.
insan kimdir? insan doğmuş olan her varlık insan değilse gerçek anlamda insan diyebileceğimiz varlıklar kimlerdir?

bana göre tanrı’nın verdiği zekayı, aklı, iradeyi doğru kullanmakla, merhametle, şefkatle ve en önemlisi vicdanla insan olunur. empati duygusu ne kadar gelişmiş ise insan olmaya o kadar yakındır. kendisini diğer insanların, diğer varlıkların yerine koyabilme yetisini ne kadar arttırırsa, işte o oranda da insan olma yolunda büyük ve değerli bir adım atmış olur.
bugüne kadar gelen dinleri ve bu dinlerin kitaplarını incelediğimizde çok net göreceğimiz bir şey vardır. tüm dinlerde tanrı insana aynı şeyleri emreder. Öldürmeyin, çalmayın, zina etmeyin, iftira atmayın, gıybet etmeyin vs. gibi. yani kısaca insan olmanın yolunda yapması gereken en temel kavramları öğretir, yasaklar, emreder, ceza ve mükafat vaat eder.

acıma duygusunu kaybetmiş, vicdandan yoksun, bencil, çıkar odaklı, ikiyüzlü, nefretle dolu, öfkeli, riyakar bir varlığa insan demek mümkün müdür?
insan; ruhunu ne kadar sevgi ile beslerse, af etmeyi, unutmayı, kaybetmek yerine kazanmayı öğrenirse, işte o oranda insan olur ve insan olma onurunu da hak ederek taşır.

insan olmak bir onurdur. insan bedeni ve onuru her şeyden değerlidir. işte bunun farkında olan insan hem kendi onuruna ve bedenine sahip çıkacak, hem de diğer insanların onurlarını ve bedenlerini kirletmeyecektir.
böyle bir insan kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi bir başka insana yapmayacaktır.
aslında çok derin ve karmaşık olan insan olmak kavramının pek çok çarpıcı örnekle altı çizilebilir. lakin yaşamın içinde dehşete düşüren, trajikomik, insan olan herkesin yüreğini burkan, içini acıtan o kadar çok olayı okuyor, izliyor, görüyor ve yaşıyoruz ki…

son olarak maskesiz, doğal, açık, net, şeffaf, dürüst, kalbi örümcek ağları ile kaplanmamış, sevgi dolu, vicdan sahibi, merhametli insanların hayatımızdan hiç eksik olmamalarını temenni ediyorum.

bir kitap ayracının hikâyesini dinlediniz; ruhuna caz ezgileri dolduran bir kızı, bu geceki rüyanızda, uzun bir tren yolculuğu yaparken seyredeceksiniz kendinizi.

Reklamlar